ISTANBUL ISTANBUL
Yazı Detayı
16 Şubat 2021 - Salı 18:32 Bu yazı 438 kez okundu
 
Liyakat ve Yerel Yönetimler
İYİ Bildiri & İYİ Yorum
iletisim@iyipartiesenler.org
 
 

                                            LİYAKAT VE YEREL YÖNETİMLER

 

          Liyakat, kelime anlamı ile bakıldığında; layık olma, yaraşma, yaraşırlık, uygunluk, yeterlilik, yetenek gibi anlamlar içerir. Tarihsel gelişimi içinde incelendiğinde; Platon’a göre yansıma bilginin en alt düzeyidir. Yansıma, madde dışı oluşu ve benzerliği nedeniyle, başka bir bilgi düzeyinde yer alır; ancak, düşünceyi algılanabilir olandan kurtarmaya, sonuçtan nedene ve asıla dönmeye teşvik eder. Yansıma, bilgeyi mağaradan çıkmaya heveslendiren gölgeler gibi bir illüzyon, bir belirti, dolaylı bir işaret, saklanmış olan şeylerin belirmesi, görünüşten çok bir ortaya çıkma durumudur. Ayna da bu yansımaya kaynak olduğundan bu sonucun sebebidir.

          Platon, insanın, özünü oluşturan ruhuna özen göstermesi gerekliliğini açıklarken, ruhun kendini göremeyeceğini ve kendini tanıyabilmesi için bir yansımaya ihtiyaç duyacağını söyler. Kendini silmekten değil, bilmekten yana olanlar bilirler ki, kendini tanımak, kendini anlamak ve kendini bilmek için kendini görmek gerekir. Çünkü göz, gören olduğu halde kendini göremez.

          Göz gibi, kendini görme isteği ve bilme isteği ile düşünce ateşinin uç noktasında karar kılmış olan kimseler, görünebilenler dünyasında görünemezleri görme, tanıma, anlama ve bilmeye vesile olan gerçeği söyleyen aynalara muhtaçtır. Bu aynalar Platon’a göre kendi görüşünü ve ruhunu gerçek, doğru ve aslına sadık gösterecek bir ayna gibi sunan bir aşık veya dost aynasıdır. St. Augustinus insanın muhtaç olduğu aynanın  kutsal metinler olduğunu söyler. Kendisine,kendisi için vahyedilmiş Tanrı kelamlarının aynasında bakan, Tanrı’nın ihtişamı karşısında kendi sefaletini görür. O aynadan yansıyan ışık, ayna karşısında durana ne olduğunu gösterecektir. Bir manası itibariyle de, ayna karşısında zilletin ne olduğunu anlayan kişi suretinde gördüğü lekelerden kendini beğenmeyecek ve güzelleştirmeye çalışacaktır. İşte bu çaba liyakat hissinden ileri gelmektedir.

          Sokrates, insanların aynaya bakmasını uygun görür. İnsan, sahih, gerçek, doğru ve aslına sadık gösterecek bir aynada kendini “güzel” görüyorsa ve/veya bu ayna tarafından güzel gösteriliyorsa bu güzelliğe layık olup olmadığını sorgulamalıdır. Aynı şekilde, bu ayna üzerinde tecelli eden görüntü “çirkin” ise, kendilerini çirkin görüyorsa bu “çirkinlik”ten kaynaklanan dezavantajı eğitim yoluyla gizlemeye çalışıp çalışmadıklarını sorgulamalı ve bu yolda çaba göstermelidirler. Ona göre kendisini gösteren, tanıtan ve bildiren bu ayna, insanlardan kendilerine tanrısallık atfetmemelerini, hadlerini bilmelerini  ve daima kendilerini yetiştirmelerini ister.

          Liyakat, şayet bu ayna, güzel çirkin alegorisi ile örülü düşünceler üzerinden tanımlanacaksa, insan, gerek kutsal metinler aynasında kendini görerek Allah’a ve Allah’ın dünya üzerinde insanlığa sunduğu nimetlerin değerini bilme; gerekse hiçbir dünyevi menfaat taşımadan kalbini ellerinde sunan aşık ve dostların aynasında kendini görerek bu “gerçek, doğru ve aslına sadık” bir şekilde gören ve gösteren aynada gördüğü güzellikler karşısında bu güzelliklere layık olma hissi görülen çirkinlik, fenalıkları da düzeltme azmi ve gayreti olarak tanımlanabilir.

          Toparlamak gerekirse liyakat; yapılacak her işte, bakılması gereken ilk şey diyebiliriz. Özellikle evrensel bir”standardı” olan her şeyin –bilim, sanat, spor, teknoloji, siyaset vs- liyakatli insanlar tarafından yönetilmesi gerekir.

          Yöneticilerin, görev verirken bakması gereken ilk şey; görev verilenin –siyasi görüşü ne olursa olsun- atandığı işi idare edebilme potansiyelinin yeterliliğidir.

          Yönetmek, her şeyiyle size biat ve itaat etmiş, sözünüzden çıkmamaya and içmiş insanları idare edebilmek değil; bilakis başında bulunduğu kurumun idaresini –gerektiğinde amirine rağmen- hakkıyla yerine getiren insanları, görüş farklılıklarına rağmen idare edebilmektir.

          Hem ayrıca liyakat rekabeti, rekabet ise başarıyı getirir. Mesela Tübitak’ın başına hayatını bilime adamış, herkese ve her fikre eşit mesafede durabilecek bir insan getirirseniz hem bilim yayıncılığını geliştirir hem de bilim insanları yetiştirilmesine katkı sağlarsınız. Bunun yanında sadece tez değil, aynı zamanda anti tezin de sağlıklı bir şekilde oluşturulmasına katkı sağlarsınız. Bu da yine bilimin gelişimine katkı sağlar.

          Ama ülkemizde bunun yerine Ak Parti hükümeti Tübitak’ın başına hayvanat bahçesi müdürü getirerek kendi düşüncesine uymayan bilimin gelişmesini engellemiştir. Bunun sebebi gayet basittir. Halkın düşünmesi ve tartışması istenmemektedir. Çünkü düşünen insan biat etmez, düşünen insan amirine rağmen doğru olan işi yapar. Bu da hükümet(ler)in işine gelmez. Haliyle karşımıza iki zıt olgu çıkar. “Engelleme ve bilimin gelişmesi”.

          Gelelim yerel yönetimlere. Yerel  yönetimlerde, özellikle de belediyelerde yetkinlik ve liyakat çok önemli bir konu olmasına rağmen umursanmayan ve en az gündem oluşturan başlıklardan biridir. Aslında belediyeler halkla direkt temas eden ve halkla iç içe olan kurumdur. Dolayısıyla işin ehli ve işini aşkla yapan çalışanlar, milletle devlet arasındaki ilk bağı kurmuş olacaklardır.

          Peki Esenler Belediyesi özeline bakacak olursak neler görürüz diyebilirsiniz. Sayın başkan bu konuda ne kadar özenli çalışıyor? Yerel yönetimler, merkezi idarenin yasa ile belirlemiş olduğu kurallar çerçevesinde personelini özgürce oluşturabilir.  Merkezi yönetimin personelle ilgili en önemli düzenlemesi ise liyakat ve ehliyete ilişkin olan düzenlemedir. Liyakat, Devlet Memurları Kanunu’nun (657 Sayılı) 3. Maddesinin C bendinde ele alınmıştır. Düzenlemeye göre liyakat “Devlet kamu hizmetleri görevlerine girmeyi, sınıflar içinde ilerleme ve yükselmeyi, görevin sona erdirilmesini liyakat sistemine dayandırmak ve bu sistemin eşit imkanlarla uygulanmasında devlet memurlarını güvenliğe sahip kılmaktır” şeklinde ifade edilmiştir.

          Bir kurumda herhangi bir statüde çalışan ehliyetsiz ve liyakatsiz personel, kurumu için önemli bir tehdit unsurudur. Bu durum yönetici sınıflarda ortaya çıktığında ise sorun katlanmakta, liyakatsiz bir yönetici kurumun yıllar içinde oluşturduğu birikimi yerle bir edebilmektedir. Belediyelerde partizan yaklaşımlar ve diğer saiklerle liyakatsiz yöneticilerin her dönem görev yaptığı bilinmektedir. Bu yaklaşımlardan en öne çıkanı ise Nepotizm ve Kronizm’dir. Nepotizm, yönetim literatüründe akraba kayırmacılığı şeklinde ifade edilmektedir. Bu bağlamda Nepotizm, bir bireyin sadece iktidar ve güç sahibi kişilerle akrabalık ilişkilerinin temel alınmasıyla göreve alınması veya görevde yükseltilmesi şeklinde liyakat, eşitlik, hakkaniyet, objektiflik gibi kıstaslar yerine daha çok eş dost odaklı ilişkilerin esas alınması kapsamında değerlendirilmektedir. Bu bağlamda bu tanımlama; eş-dost kayırmacılığı şeklinde ifade edilmektedir.

          İşte tam da durum böyleyken Esenler Belediyesi için hazırlanan 2019 yılı Sayıştay raporlarında 19 usulsüzlük tespit edilmiş, 2020 yılında raporlanmıştır. Bunlardan dikkat çeken bazıları:

 

 

  • Muhtarlıklara nakdi yardım yapılması.
  • Açıktan atanan özel kalem müdürlerinin (akraba, eş-dost kadrosu) memuriyet kadrolarına sınavsız atanması.
  • Ramazan Bingöl Et Lokantası’nın ihalesiz belediye başkanlık onayı ile iki kez süre uzatımı yapılması.
  • Esenler Belediyesi ile İBB şirketi Kiptaş arasında imzalanan ve Esenler Belediyesi’nin askeri alan kentsel dönüşüm protokolünü siyasi nedenlerle feshi sonucu Kiptaş’ın 4,7 milyon TL zarar ettirilmesi.
  • Esenler Belediyesi’nin devlete olan borcuna karşılık cami, okul ve park alanlarını satması gibi…

 

Sözlerimi bitirirken elbette “liyakat” kavramının yüce dinimizde ve toplumumuzdaki önemini belirten eklemeler yapmak isterim. Yüce Allah (c.c.) Nisa Suresi’nde “ Allah size, emanet ve yetkileri o konuda güvenilir ve yetenekli olan ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman, kim olursa olsun adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bakın, Allah size ne güzel öğüt veriyor! Hiç kuşkusuz Allah her şeyi işitendir, bilendir.” (Nisa:4/58). Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.); “İş,ehli olmayan kişilere verilince kıyameti bekle, kıyametin kopması pek yakındır.” (buhari, ilim, 2.) buyurmuştur. İmam Gazali: “Layık olmadan makam sahibi olanlar aslarını ısırıp, üslerine kuyruk sallarlar.” diyerek durumun vehametini aktarmıştır. Cumhuriyetimizin banisi M.K. Atatürk ise “Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse bilimi seçin” diyerek bilgi ve liyakatin önemine vurgu yapmıştır.

 

 

Dursun DEMİRCİ               

 İYİ Parti Esenler               

Teşkilat işlerinden Sorumlu Bşk. Yrd.

 

 
Etiketler: Liyakat, ve, Yerel, Yönetimler,
Yorumlar
Haber Yazılımı